30 Mayıs 2013 - 10:20
Erdoğan'ın bilad-ı İslam'a hegemoni emeli doludizgin

Osmanlı'yı batıya meydan okuyan güç olarak tasavvur eden merhum Erbakan'ın talebelerinin, bu algıyı başkalaştırarak batılılar adına İslam dünyasını kapitokrasiye (kapitalist demokrasi) boyun eğdirme seferlerine niyet ettiğini Erdoğan'ın on yıllık iktidarındaki dışpolitika pratiği apaçık gösteriyor.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Suriye ve “süreç” teşebbüslerinden ağır yara aldığı bütün kamuoyu araştırmalarında net biçimde görülen Erdoğan'ın dikkatleri dağıtmak için gündem zappingine şiddetle ihtiyaç duyduğunu görüyor, biliyorduk. Bizi yanıltmadı ve önce alkol satışını düzenleyen yasayla, sonra da İstanbul'da üçüncü Boğaz köprüsüne “Yavuz Sultan Selim” adını vererek tutuşturduğu pilot yangınlarla büyük yangını kontrol altına almaya girişti.

Başbakan Erdoğan'ın kontrollü biçimde çıkardığı pilot yangınların (alkol yasası ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü) her zamanki gibi günü kurtarmayla ilgili olduğunu, orta ve uzun vadede yaratacağı etkilerle ilgilenmediğini kaydedelim. Erdoğan'ın siyaset yönteminde temel ilke 'öteleme'dir. Her siyasi krizi veya borçlanmayı öteleyerek çözme usülü Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl başkanlığı günlerinden beri uyguladığı metoddur.

Fakat “Yavuz Sultan Köprüsü” meselesinin kriptolarla sarıp sarmalandığını gösteren ve biraz kazı yapmayı gerektiren haklı nedenler var.

Cumhurbaşkanı Gül'ün, topluca verilmiş bir karar olduğunu Türkiye'ye ve dünyaya ilan ettiği “Yavuz Sultan Selim Köprüsü” adlandırmasındaki siyasi mesajı anlamayı sağlayacak soru belki şu olabilir:

Neden babasının İslam ülkelerini fetih stratejisini bırakıp yeniden batıya doğru yürüyüş stratejisine dönen Kanuni'nin adı köprü için tercih edilmedi? Kanuni adı köprüye verilseydi batılı müttefikler ve dostlar buna güceneceğinden mi?

Başbakan Erdoğan, 3. köprüye "Yavuz Sultan Selim" adını vermekle, stratejisinde batılıların siyasi, iktisadi ve kültürel küresel hegemonisiyle herhangi bir alıp veremediği olmadığını kayıtlara geçirdi. Erdoğan'ın doğuya yürüyüşünün aktüel manası, batı dünyasının küresel hegemoni mutfağında pişmiş değerlerini bahar kampanyalarıyla İslam dünyasına ihraç etmektir. Başbakan'ın Atlantik ittifakı içinde kendisinden beklenen rolle sahne almasının yabancılaştırıcı unsurlardan arındırılması ve tanıdık kostüm, tasarım, sahneleme ve senaryo ile Türkiye'ye sunulabilmesi için gerekli tarihsel dekor için Yavuz Sultan Selim'in İslam dünyası üzerine askeri sefer düzenlemesi ve Müslüman beldeleri fethetmesi biçilmiş kaftandır.

Erdoğan'ın Suriye ve “süreç” yangınlarından biraz olsun nefes alabilmek için yarattığı pilot yangın olarak Yavuz Sultan Selim Köprüsü tartışmasında meselenin özünde “Sünni Yavuz” ile “Şii Şah İsmail”in tarihsel karşılaşmasının davasını güncellemek olmadığını, akıl gözüyle etrafa bakabilen her şuurlu anlayabiliyordur. Farklı mezheplerden olsalar da bu iki Türk beyinin tarihsel iktidar tansiyonundan güncel mezhep çatışması çıkarmayı uman selefi/vahhabi radikalizminin basit oyunu tabii ki tutmaz, ama Başbakan Erdoğan'ın batılı müttefikleri ve dostları nam-ı hesabına doğuya ve İslam dünyasının üzerine sefer düzenleme hamaseti toplumsal idraki tahrif edebilir, sahih itikadı bozabilir, mezhepçiliğin politik emellerin hizmetinde seferber olmasına yolaçabilir. Erdoğan'ın ve onun akıl hocalarının böyle bir niyeti olduğunu varsaymak zorundayız.

Bu sebeple Erdoğan'ın "Yavuz Selim"li sinsi planında, kendi düşünce dünyasında bu ismi tartışmak aklına hiç gelmemiş Ülkücü ve Milli Görüşçü gençleri vahhabi radikalizmine milis yapma hesabı dahi olabilir. O halde selefi teröre milis yapılmak istenen Ülkücüler ve Milli Görüşçüler, Erdoğan'ın ve onun akıl hocalarının Yavuz Selim'in tarihsel mirasından “İslam ülkesini fetih” ilkesi çıkardığını iyi düşünmelidirler. Bunun güncel manası, Amerika'nın İslam ülkelerini işgal etme, hükümet darbesi yoluyla rejim ve sınır değişiklikleri gerçekleştirme planı olan BOP'tan başkasına varmaz.

Osmanlı'yı batıya meydan okuyan güç olarak tasavvur eden merhum Erbakan'ın talebelerinin, bu algıyı başkalaştırarak batılılar adına İslam dünyasını kapitokrasiye (kapitalist demokrasi) boyun eğdirme seferlerine niyet ettiğini Erdoğan'ın on yıllık iktidarındaki dışpolitika pratiği apaçık gösteriyor. Erbakan'ın talebesi Erdoğan, Osmanlı'dan İslam dünyasını batı adına fethetme anafikrini devşirme çabasındadır.

Birinci dünya savaşında Iraklı Şii müçtehidler İngilizlerin kendilerine Irak'ı vadeden rüşveti reddedip Osmanlıya asker olma fetvası vermişti. Erdoğan ise Bush'un Irak'ı talanına tam destek verdi. Şimdilerde AK Parti'nin genel başkan yardımcılığı görevini yürüten Numan Kurtulmuş, AK Parti'ye katılmadan önce özel ve genel bütün konuşmalarında Bush'un hava kuvvetlerinin İncirlik'ten yüzbinlerce sortiyle bir milyondan fazla Iraklıyı Erdoğan'ın destek, himaye ve teşvikiyle katlettiğini anlatırdı.

Üçüncü Boğaz köprüsünün açılış töreninde Yavuz'un İslam beldelerine seferini öven Cumhurbaşkanı Gül, 2000 yılında Fazilet Partisi kongresindeki konuşmasına “Biz yenilmiş bir medeniyetin çocuklarıyız” diyerek başlamış ve batı dünyasına Milli Görüş'ün gömlek çıkarmaya hazır olduğu mesajını ilan etmişti. AK Parti'nin, anti-emperyalist özelliğini terketmiş Milli Görüş fraksiyonu olduğunu kayda geçen ise bunu “gömlek çıkarma” metoforuyla dile getiren Erdoğan oldu.

Dikkat edilmelidir: Merhum Erbakan hiçbir konuşmasında Yavuz Selim veya başkasının Müslüman ahaliye yönelik tutumunu konu etmememiş, Osmanlı mirasını sadece batının üzerine yürüme ve batıya meydan okumaktan ibaret tutmuştur. Milli Görüş'ün, anti-emperyalist gömleği çıkarmış Milli Görüş fraksiyonu AK Parti'den temel, belirleyici, ayırt edici ve mahiyet farkı budur.

Askeri darbelere bir araba laf edip, askeri darbeyle babasını derdest ederek iktidara gelmiş Yavuz Selim'i yere göğe sığdıramayan muhafazakar ikiyüzlülüğe ne söylense azdır. Erdoğan'ın, babasına darbe yapmış Katar sultanıyla kolkola olabilmesini, babasına darbe yapmış Yavuz Selim hayranlığıyla temellendirmek de isabetlidir.

Sözün özü şudur ki, Recep Tayyip Erdoğan, kendisini Yavuz Sultan Selim'le kriptolamaktadır.

Kenan Çamurcu